Van Çalışma Programına İlişkin Rapor

Van’da son dönemde artan mülteci ölümleri, gerçekleşen ‘kazalar’ ve mültecilere dönük insan hak ihlalleri, mülteci alanında daha fazla ve hızlı bir şekilde çalışma örgütlememiz ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bundan dolayı Ekim ayı itibariyle başlattığımız görüşmelerin sonunda Kasım ayında Van’da bir program gerçekleştirmeyi kararlaştırdık. Van ilinde başlaması sebebiyle Van Mülteci Dayanışma Ağı olarak planlamayı hayata geçirdik. Bu program kapsamında Van Mülteci Dayanışma Ağı, 13-15 Kasım 2020 tarihlerinde ülkenin farklı yerlerinden gelen ve mültecilerle çalışmalar yapan birçok sivil toplum örgütü temsilcileri, siyasi parti ve bağımsız aktivistlerle, Van’da çeşitli ziyaretlerde bulundu. Ziyaret edilen kurumlar arasında;

  • Van Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü
  • Van Ticaret ve Sanayi Odası
  • Van-Hakkari Tabip Odası
  • KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) Van Şubeler Platformu
  • DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Van Şubesi
  • TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) Van Referans Merkezi
  • Van Barosu
  • DEVA Partisi Van İl Başkanlığı
  • Gelecek Partisi Van İl Başkanlığı
  • CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) Van İl Başkanlığı
  • STAR Kadın Derneği
  • Ortakça İnisiyatifi yer almaktadır.

Van Valiliği, Çaldıran Kaymakamlığı ve Başkale Kaymakamlığı kendilerinden randevu talep etmemize rağmen bizlere herhangi bir dönüşte bulunmamıştır.
Yaptığımız ziyaretler sırasında;
• 13 Kasım’da mültecilerin geçiş noktalarından biri olan Çaldıran İlçesi Yukarı Çilli (Çiliya Jor) köyüne giderek sınırda bulunan karakol ve kalekolları gözlemledik ve köylülerin tanıklıklarını dinleme fırsatı bulduk.
• 13 Kasım’da mültecileri taşıyan bir aracın Van-Erciş karayolunda kaza yapması sonucu 2 mülteci hayatını kaybetmiş ve 18 mülteci hastanelerde tedavi altına alınmıştı. 14 Kasım’da yaralı olan mültecileri Van Yüzüncü Yıl hastanesinde ziyaret ettik. Orada mülteciler, doktorlar ve jandarmalarla görüşerek bilgiler aldık.
• 15 Kasım günü sabah kahvaltıda Van’da çalışan gazetecilerle bir araya gelerek mültecilere dair gündemi tartıştık. Ardından dünyadaki en büyük mülteci mezarlığı olan ve Van ili sınırları içerisinde bulunan ‘’Kimsesizler Defin Alanı’’nı ziyaret ettik. Son olarak Van Gölü’nde boğularak hayatını kaybeden mültecileri anmak için Van Gölü’ne karanfil bırakıp bir basın açıklamasıyla programımızı sonlandırmak istedik; ancak kolluk güçlerinin Van valiliğinin 5 yıldır süren etkinlik yasağı kararı gerekçesi sonucu engellemesiyle karşı karşıya kaldık ve bu programımızı hayata geçiremedik. Bunun üzerine İHD Van Şubesi’ne geçerek orada basın açıklaması yaparak 3 günlük ziyaret programımızı sonlandırdık.
Yaptığımız görüşmeler sırasında öne çıkan başlıklar;
Bu sorun sadece Van halkının sorunu değil, başta Türkiye halklarının sorunudur. Bu bütün insanlığın ortak sorunudur.
Van’da mülteci krizi görünür durumda, Van halkı hemen hemen her gün mültecilerin yaşadıkları trajedilere şahit oluyor ancak bu insanlık dramına dair herhangi bir şey yapmak istediklerinde, kolluk tarafından kaçakçılık yaftalamasıyla tutuklanacaklarını düşündükleri için, çaresiz kalıyorlar. Bu durumu ‘’insanlığımızla sınanıyoruz’’ diyerek dile getiriyorlar.
Kafileler halinde mültecileri sınırdan geçiren kaçakçılara, kolluğa yapılan ihbarlar olmasına rağmen, kolluğun çoğu defa hiçbir işlem yapmıyor oluşu, yerel halkın aracına kimliksiz 1 kişiyi dahi alması halinde kaçakçılıkla suçlanması, devletin mültecileri insan kaçakçılarının insafına bıraktığı iddialarını güçlendirmektedir.
Yaptığımız görüşmeler sırasında sınırda çalışan bir kamu görevlisi büyük bir insani dram yaşandığını, mültecilerin işkencelere maruz kaldıklarını aktarmıştır. Geçtiğimiz yıl bir kadının karda doğum yaptığına ve çocuğun ölü doğmasına şahit olduğunu, yardım etme isteklerinin güvenlik güçlerinin tehditleriyle engellendiğini, “yardım ederseniz, ‘kaçakçılığın içindesiniz’ diye tutanak tutarız” dediklerini belirtiyor. Yardım edemedikleri için insanlıklarından utandıklarını ve bunun kültürel kodlarla oynamak olduğunu söylüyor. Bölge halkının mültecilere bir parça ekmek vermesinin dahi suç sayıldığını, en ufak bir yardımlaşmada işlem yapıldığını belirtiyor.

Yapılan görüşmelerde sorunun sadece Van halkının sorunu olmadığı, Türkiye’nin batısının, yüzünü Van’a dönmesi gerektiği özellikle vurgulandı. Van’da görüşme yaptığımız yurttaşlar, mülteci krizine dair kendilerinin yalnız bırakıldığını ve yaşanan mülteci trajedisinden ülkenin batısında yaşayanların bihaber olduklarını ifade ettiler.

Siyasi partiler mülteci krizini hak ve eşitlik temelinde politika programlarına almıyor.
Görüştüğümüz siyasi partilerin genelinde mültecilere yönelik herhangi bir politikalarının olmadığını gözlemledik. Yapıldığı söylenen kimi çalışmaların ise sorunlara çare olmadığını sorunun halen çok aktif şekilde sürdüğü gerçekliğinden yola çıkarak söyleyebiliriz. Görüştüğümüz kimi siyasi parti temsilcileri mülteci krizini ‘’güvenlik sorunu’’ olarak ele alıyor. İlerleyen süreçte, “Van Mülteci Dayanışma Ağı” ile birlikte çalışabileceklerini belirten siyasi partiler de oldu.

İnsan kaçakçılarının caydırıcı cezalar almaması insan kaçakçılığını cesaretlendiriyor.
İnsan kaçakçılığından tutuklanan kaçakçılar en fazla 2 ay içerisinde serbest kalıyor. Kolluk kuvvetlerine yakalandıkları takdirde kaybedebilecekleri somut sermaye olmaması ve cezaların caydırıcılığının bulunmaması insan kaçakçılığını daha da cazip bir hale getiriyor.
26 Aralık 2019’da Bitlis’in Adilcevaz ilçesi yakınlarında mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu 7 Afgan hayatını kaybetmiş ve 64 kişi ise yaralanmıştı. Ölümlerin faili olan şahıs 2 ay içerisinde tekrar serbest bırakılarak adeta ödüllendirilmişti. Bu ve benzeri durumların cezasızlıkla sonuçlanması insan kaçakçılarını cesaretlendiriyor.
İnsan kaçakçılarına yönelik cezasızlık politikaları yargı eliyle de tasdiklenirken bir yandan da sınır köylerinde yaşayan insanlar hem İran askerlerinin hem de Türkiye askerlerinin ‘’kaçakçılık’’ şüphesiyle açtığı ateşler sonucu hayatını kaybediyor. Van ilinde sınır köylerinde son 3 ay içerisinde 8 yurttaş karakollardan açılan ateşler sonucu hayatını kaybetti.

Sınırda görev yapan kolluk kuvvetlerinin, insan kaçakçılarıyla işbirliği içinde olduğu iddiaları
Yurttaşlarla ve kurumlarla yaptığımız görüşmelerde en çok dile getirilen iddialardan biri de, “mülteci kaçakçılığının kolluk kuvvetlerinden bağımsız gerçekleştirilemeyeceği” idi. Yaptığımız görüşmelerde sık sık ‘’bir torba pirinç dahi sınırdan geçemiyor’’ vurgulaması yapılırken bu durumla tam bir tezatlık oluşturan mültecilerin kafileler halinde, sınırdan geçtikleri belirtiliyor.
Türkiye-İran sınırına yaptığımız ziyarette özellikle Türkiye tarafında alana hâkim olan bütün tepelerde karakollar olduğunu gözlemledik. Gözlemlerimiz Türkiye-İran sınırından kaçak geçişlerin kolluk kuvvetlerinin, karakolların denetimine takılmadan gerçekleşemeyeceği yönündedir. Yaptığımız sohbetlerde de köylülerin verdiği ifadeler gözlemlerimizi doğrulamaktadır.

Sınırdaki güvenlik anlayışı, mültecilerin ve yurttaşların hayatlarına mal oluyor.
Devletlerin sınır güvenlikleri, devlet içinde yaşayan yurttaşların can ve mal güvenliğini sağlamayı amaçlamaktadır ancak Van sınırında pratikte uygulanan güvenlik anlayışı bölgede yaşayan halk için tehdit unsuru haline gelmiştir. Mülteciler ise sıkı denetimlerin olmasından kaynaklı daha tehlikeli yolları seçmek zorunda kalıyor ya da insan kaçakçılarının insafına bırakılıyor. Geçiş yollarında mülteciler ya Van Gölü’nde boğularak ya da soğukta donarak hayatını kaybediyor.
Soğukta donarak hayatını kaybeden mültecilerin cenazelerine ise ancak bahar aylarında karların erimesi sonucu ulaşılabiliyor. Bu süre içerisinde mültecilerin cansız bedenleri vahşi hayvanlar tarafından yeniyor ya da kar altında vücut bütünlükleri bozuluyor.

Mülteciler sağlık hakkından yoksun bırakılıyor
Kimliği olmayan mülteciler hiçbir sağlık hizmetinden faydalanamıyor. Kimliği olanlar ise yeterli düzeyde hizmet alamıyor.
Ziyaretimiz sırasında yalnızca kontrol bölgelerinde 1. Basamak sağlık taramasının yapıldığını, ancak yeterli ekipmanın ve hasta mahremiyet alanının olmaması, sağlıksız koşullar ve yüzeysel taramalardan dolayı yeterli ve sağlıklı bir hasta bakımının yapılmadığını gözlemledik.
Van’da bulunan Geri Gönderme Merkezi’nde revir alanı ve yeterli sağlık ekipmanı bulunmuyor. Doktorlara yönelik koruyucu önlemlerin alınmıyor oluşu doktorların sağlıklarını da tehlikeye atıyor. Geri Gönderme Merkezi’nde yalnızca 1. basamak sağlık taraması yapılıyor.
Merkezin sistematik bir sağlık politikası yok. Özellikle hamile olan kadınların devamlı takibini yapacak doktor imkânı bulunmuyor.
Mülteciler hastaneye gittikleri zamanlarda ise kendi dillerinde tercüman bulunmaması nedeniyle gerekli muayeneyi çoğu zaman yaptıramıyorlar. Aynı sorun anadili Kürtçe olan bölge halkı tarafından da yaşanıyor.

Kadınlar ve çocuklara dair istismar hâd safhada
Kadınlar ve çocuklar göç yolunda her türlü istismar ve şiddete karşı savunmasız haldeler. Geri Gönderme Merkezleri’nde yaşanan istismar olayları basına yansımıyor çünkü geri gönderilmekle tehdit edilen kadınlar sessiz kalmaya mecbur bırakılıyor.
Van ilinde bulunan Kurubaş Geri Gönderme Merkezi’nde yaşanan, merkezde görevli olan 3 kişinin mülteci bir kadına tecavüz etme olayı Van Mülteci Dayanışma Ağı’nın Van’da bulunduğu dönem basına yansımıştı. Olayın basına yansımasının ardından Van Mülteci Dayanışma Ağı da davanın takipçisi oldu.
İl Göç İdaresi’nin ‘’düzeni bozduğu’’ gerekçesiyle geri göndermek istediği mülteci kadın, olayın basına yansımasının ardından oluşan kamuoyu tepkisi sonucu İl Göç İdaresi’nin geri adım atmasıyla Türkiye’de kalmıştır. İstismara uğradığı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan kadın, yapılan çalışmalar sonucu istediği yere yerleştirilmiş ve kendisine sığınma hakkı tanınmıştır.
Mülteci kadına yönelik nitelikli cinsel istismar davasına Van Mülteci Dayanışma Ağı bileşenlerinden olan Özgürlükçü Hukukçular Derneği Van Şubesi’nin ve Van Barosunun müdahillik talepleri ‘’suçtan doğrudan zarar görmediği’’ için mahkeme tarafından reddedildi. Mülteci kadınlara yönelik süreklileşen cinsel istismar vakalarının en büyük etmenlerinden bir tanesi de kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikalarıdır.
Mülteci kadınların yaşadıkları şiddet türlerinden bir diğeri ise para karşılığı veya toplumsal baskıdan dolayı evliliğe zorlanmalarıdır. Özellikle kız çocukları bu duruma daha fazla maruz kalmakta ve cinselleştirilmiş sömürüye daha da açık hale gelmektedir.
‘Yardım edeceğiz’ vaadiyle mülteci kadınlara yaklaşan erkekler kadınları istismar edip çok eşliliği “yardım” adı altında dayattıkları aktarılmıştır. Kadınların kimliksiz oldukları için başvuracakları herhangi bir kurum olmaması ve varsa pasaportlarına evdeki erkekler tarafından el konması, onları istismara daha açık hale getirmektedir. Demokratik kurumlarla iletişime geçmeleri de kolluk güçlerinin geri gönderme tehditleriyle engellenmektedir.
Çocukların ise en temel hakkı olan eğitim haklarına erişemedikleri; sokaklarda dilendirildikleri; emek sömürüsüne, ayrımcılığa ve şiddete açık halde oldukları görülmüştür.

Van Gölünde yeterli denetim yapılmıyor.
Van Gölü’nde sahil güvenliğin bulunmaması Van Gölü’nü denetimsiz hale getirmektedir. Göl kenarında bulunan teknelerin kime ait olduğu, teknelerin ne için hangi işlerde kullanıldığı meçhul. Bunun için yetkililerin şimdiye kadar herhangi bir adım atmadığı bildirilmiştir.

Mülteci çocuklar eğitim haklarından yoksun bırakılıyor.
Statüleri olmadığı için mülteci çocuklar eğitim hakkına erişemiyor. Van’da çok fazla mülteci olmasına rağmen okullardaki mülteci çocuk sayısının çok az olması dikkat çekiyor. Okullara kayıt yaptıran mülteci çocuklar ise pandemi dönemiyle birlikte başlayan online eğitimler sırasında gerekli internet altyapısı ve bilgisayar/tabletleri olmadığı için eğitim haklarına yine erişemiyor.

Güvencesiz çalıştırılan mültecilerle ilgili hiçbir veri yok.
Güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırılan mültecilerle ilgili daha önce hiçbir çalışma yapılmamış ve hiçbir veri bulunmamakta. Ucuz işgücü olarak görülen mülteciler merdiven altı işletmelerde insani olmayan koşullarda çok ucuza çalıştırılıyor.
Güvencesiz çalıştırılan mültecilerin çoğunluğunu çocuklar oluşturuyor. Sanayi sitesindeki tüm işletmelerde istisnasız, en az bir tane mülteci çocuk işçi çalışıyor.

Uluslararası bir insan kaçakçılığı şebekesi var.
Van sınırından giriş yapan mültecilerin çoğunluğu Afgan, İranlı, Pakistanlı, Bangladeşli. Ancak Afrika ülkelerinden dahi iltica edenlerin giriş için Van sınırını kullanmaları uluslararası insan kaçakçılığı ağı olduğunu gösteriyor.

Mülteciler Avrupa’ya karşı şantaj aracı halinde geldi.
Yapılan görüşmelerde dile getirilen başlıklardan bir diğeri de Türkiye’nin mülteciler için bir geçiş bölgesi, Avrupa devletleri için de tampon bölge olması sebebiyle mültecilerin durumunun siyasi bir koz olarak Avrupa’ya karşı kullanılması durumudur. Van’ın geçiş bölgesi olduğu, mültecilerin büyük çoğunluğunun Van’dan başka şehirlere gittiği ve oralardan da Avrupa’ya geçmeye çalıştığı belirtilmiştir.

Mülteci krizini sebepleriyle birlikte ele alacak ve buna karşı mücadele edecek bir mekanizmaya ihtiyaç var

Mültecilerin yurtlarını terk etmelerine sebep olan durumlar tespit edilmeli ve buna dair mücadele yöntemleri geliştirilmelidir.

Öneriler:
• Mültecilerin ülkeye güvenli erişimi sağlanmalı, etkin, şeffaf ve erişilebilir sığınma prosedürleri uygulanmalıdır.
• Mültecilerin statüsüzlük durumu uluslararası insan hakları standartlarına uygun şekilde anayasal bir güvenceyle çözüme kavuşturulmalı ve uygulanmalıdır.
• İnsan kaçakçılığı suçu ile mücadele kapsamında yürütülen soruşturmalar hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmelidir.
• İnsan kaçakçılığı suçu kapsamında yargılanan insanlara caydırıcı cezalar verilmelidir.
• Göçmen alanında çalışan kamu çalışanları seçiminde özel bir prosedür uygulanmalı ve kamu çalışanları haklar ve özgürlükler konusunda eğitime tabi tutulmalıdır.
• Mülteciler devletlerin insafına bırakılmamalı, Birleşmiş Milletler komiserlikleri tekrar açılmalı ve mültecilerin kabul işlemleri buralarda yapılmalıdır.
• Siyasilerin ve medyanın mültecilere yönelik ırkçı, ayrıştırıcı, hedef gösteren dili düzeltilmelidir.
• Van Gölü sahil güvenlik tarafından denetlenmelidir.
• Hastanelerde mutlaka mültecilerin konuştuğu dillerde tercümanlar bulundurulmalıdır.
• Mültecilere 1. ve 2. basamak sağlık taraması yapılmalıdır.
• Mültecilere yönelik sistematik sağlık politikaları geliştirilmelidir.
• Geri gönderme merkezlerinde yeterli ekipmana sahip, hijyen koşullarına uygun olarak revirler açılmalıdır.
• Ekonomik sıkıntılardan dolayı insan kaçakçılığı suçuna bulaşmış yerli halka istihdam alanları oluşturulmalıdır.
• Mültecilere dönük ekonomik istismarın önüne geçilmeli ve güvenceli çalışmaları sağlanmalıdır.
• Siyasi partiler mülteci krizini hak temelli bir yaklaşımla acilen gündemlerine almalıdır.
• Mültecilere dönük istismar ve ırkçı saldırılara karşı caydırıcı cezalar uygulanmalıdır.
• Türkiye’de yaşamak isteyen mültecilerin kültürel, sosyal ve eğitim haklarına dönük altyapı çalışmaları STÖ’ler ve diğer kilit paydaşlar eşliğinde başlatılmalıdır.
• 3. ülkeye gitmek isteyen mültecilerin durumu için BM ile geçişlerin sağlıklı bir şekilde sağlanması temelinde yeniden bir protokol yapılmalı.
• Kimlikli veya kimliksiz fark etmeksizin tüm mülteci çocuklar ana dili temelli çok dilli, parasız, kamusal eğitime erişmelidir.
• Mülteci kadın ve LGBTİ+’ların toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korunması için politikalar üretilmeli, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakılanlar İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Yasası uyarınca bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir.